Bir Mübadil Konuk Evi: Cunda Milos
Doğdukları evden bir konuk evine dönüşümün hikâyesi
Cunda'da, anadan babadan Giritli bir ailenin izinde yeni bir konuk evi: Milos Cunda…
Şakar Ailesi
Birinci kuşak Girit Resmo mübadili Sıdıka ve Halil Şakar çifti, ikisi de Girit Resmo'da doğmuştur. Biri beş, biri üç yaşında Cunda'ya gelmiştir. (O Gonotis çe i Rustembeyena Giritliler lakapları ile anılır; bunu da iliştirelim.) Milos'un mübadele sonrası ilk ev sahipleri, Girit'ten gelen ve burada ölen birinci kuşak Gonotis İbrahim Ağa ile Çıkudakis Nazife Hanım'ın çocukları ve torunları, bu evde doğup büyümüşlerdir. 1935'te Soyadı Kanunu ile “Şakar” soyadını alan Şakar ailesi, yüz yılı aşkın süredir bu evi korumuştur.
Şimdi Milos'u hayata geçiren Halil, Sıdıka ve Fatma'nın eve damgasını vuran babaannesi ve dedesiyle hikâyeye başlayalım. Sıdıka ve Halil Şakar, Girit Rethimno'dan Cunda'ya, Lozan Antlaşması gereği 1923 yılında, dünyanın en büyük insan değiş tokuşu olarak anılan “Mübadele” ile gelen iki değerli portredir.
Sıdıka Şakar — Udun Kraliçesi
Sıdıka Şakar (babaanne), o yıllarda Cunda'da ut çalan ender kadınlardan biridir. Dayısı Derviş Bey, Sıdıka'nın yeteneğini fark edince günün birinde İstanbul'dan bir ut ile gelir. Sıdıka Hanım'ın sevinçten gözleri parlar. Bu ut, o zaman Cunda'da bir zelzele yaratmıştır. Çünkü adaya ilk kez bir müzik aleti gelmiştir.
Bizim ünlü Girit oyunumuz “Pendozali”nin kraliçesidir. O günden ölümüne dek udunu çalar. O yıllarda Cunda'da bir düğün olur da Sıdıka abla sahneye fırlayıp bir pendozali oynamazsa düğün güzel olmazdı. Kardeşi Hüsnü ağabeyle halayı tutar, elindeki mendille ayakları da uçar; pendozali pidihto'ya dönerdi. Sıçramalı pendozali — bedozali…
Bir ayrıntı daha: zeytin toplama zamanıdır. Patrica'da zeytinlikleri olanlar, ekim–şubat ayları arasında Pateriça'daki damlarına göçer. Tüm gün zeytinler toplanır; akşam yemeğinden sonra bütün komşular bir araya gelir. Aposperida başlar — gece oturması anlamındadır. Tüm komşular, Sıdıka ablanın udunun nağmelerine kulak kesilir. 1940'lı yıllarda Cunda'da bir müzik aleti çalmak, dans etmek ve şarkı söylemek, Giritlilerin ne denli kozmopolit olduğunun bir kanıtıdır.
Üç tane pırıl pırıl çocuk yetiştirmiştir: Nazife Şakar Anbarcı, Adile Şakar Baydere ve İbrahim Şakar — to Brobro mas. Biz Giritliler, çocuklarımızın adlarını sevilesi olsun diye küçültüveririz. Bedozali, Sıdıka abla demekti. Anısına, kendisinin sıkça söylediği bir maniyi söylemeden geçmeyelim:
Alo horo de reğome okso to bedozali
apu tone horevğane oli mikri meğali“Bedozaliden başka bir oyun beğenmiyorum; çünkü bu oyunu küçük büyük herkesin oynadığını biliyorum.”
Halil Şakar — Zeytin, Tayfa ve Okuma Geceleri
Halil Şakar (büyükbaba, dede), çok disiplinli bir zeytin üreticisidir. Onun gibi güzel “at”a binen yoktur. “Tayfa” denince akla Halil ağabey gelir. Zeytin toplama zamanı Balıkesir'in köylerinden en kalabalık tayfa Halil ağabeye gelir; her yıl ilk önce onun tayfası gelirdi. Bütün ada halkı sevinir, en çok da anneannem ve cicim… Çünkü Halil ağabey, zeytinlerini toplamakta güçlük çekenlere tayfasından bir iki kişi gönderir, onlara katkıda bulunurdu. İmeceyi sever, emeğe önem verirdi.
Hiç unutamam; tayfasının kâhyası Baki ağabeydi. O stavlo'da, damda zeytin toplayan o emekçi kızlarla ne güzel günlerimiz olmuştur. Zeytin sonrası taş fırına sürdükleri köy ekmeklerinin mis gibi kokusu bugün bile burnumda tüter. Hele bostanları… Kabo mis gibi kavun, karpuz kokardı.
Halil ağabey okuryazardı. Bu çok önemliydi. Şu anda konuk olduğunuz evde okuma geceleri yapılırdı. Pezula — bahçedeki taş kerevet — bir okul, bir medrese gibiydi. Bütün komşular, Halil ağabeyin o gece okuyacağı roman tefrikasının bir bölümünü kaçırmamak için saatinde bahçede olurdu. Canlı bir arkası yarın örneği… Kemal Tahir mi istersiniz, Kerime Nadir mi? O yıllarda Tercüman'da hangisi tefrika ediliyorsa artık… Tolstoy'un Anna Karenina'sı kitaptan okunur; üstelik Halil ağabey, Türkçe bilmeyen birinci kuşağa anında çeviri yapardı.
Pezula, bir okul, bir medrese gibiydi.
Adaya gazete üç günde bir gelirdi. Bugün adanın bu karmaşasına neden olan köprü bağlantısı o zamanlar yoktu. Motorlarla, deniz yolu ile gelen gazetelerin girdiği ender evlerden biriydi bu ev. O nedenledir ki Halil ağabey, çocuklarının eğitimine önem veren bir babaydı. Okul, müzik aleti, zanaat… Yeter ki öğrensinler.
Nazife — Mandolinin Kraliçesi
Nazife abla mandolinin kraliçesiydi; öyle güzel çalardı ki herkes peşindeydi. “Nazife, Bekledim de Gelmedin'i çalsın”, “Nazife, Manolya'yı çalsın”, “Nazife, Pendozali'yi çalsın”, “Nazife, Oso varun ta sidera'yı çalsın”, hele de Nazifo samyotisa'yı çalsın diye…
Bir anıyı iliştirmeden geçemeyeceğim. Nazife abla, İzmir Karşıyaka'ya gelin gitmiştir; canım Orhan abiyle evlidir. Orhan Anbarcı, İzmir'in önemli bir antikacısıdır. Babam, Nazife ablanın mandolin çalmasına hayrandır. Soma'daki eczanesini kapatır; annemi İzmir Fuarı Göl Gazinosu'na götürecektir. İzmir'e vardıklarında direksiyonu doğruca Nazife ablaların Karşıyaka'daki evine kırar. Nazife, arabanın arkasında mandolinle çalmaya başlar. Orhan ağabey dükkânını kapatır; birlikte Göl Gazinosu'na doğru yola çıkarlar.
Ne mi olur? Göl Gazinosu'nda çalgılar susar, Nazife ablamın mandolini programı tamamlar. Bu arada Nazife abla programı arabada da sürdürür; babam, eczanede telefondan amcama şarkıları dinletir. Aylin ve Mustafa adında iki çocuğu vardır; şimdi torun torba sahibidir.
Adile — Matematiğin ve Kitapların Yolu
Adile Şakar, 1960'lı yıllarda Ayvalık Lisesi birincisidir; matematik piridir. O yıllarda Cunda'dan Ayvalık Lisesine giden tek tük öğrenciden biridir; üstelik kız öğrencidir. İzmir Kız Enstitüsüne birincilikle girer, matematik öğretmeni olur; ver elini Uşak… Ve bize entelektüel bir enişte getirir: Cengiz Baydere. İzmir Kız Lisesinde Fransızca öğretmenidir; sonraları bir efsane olur.
“Çi Sidikas o ğabros”… Bizim Karanfil Sokak'ta sık sık yankılanan bu Giritçe tümce, “Sıdıka'nın damadı” anlamındaydı ve Cengiz abinin öğrendiği ilk Giritçe tümceydi. Annem ne severdi onu…
Unutmadan geçemem: Balzac'ı bana Adile abla tanıttı. Ortaokuldaydım, 1960'ların sonuydu. Bana bir kitap armağan etti; Honoré de Balzac'ın “Eugénie Grandet”si hayatımı etkiledi. Roman, para hırsının, çıkarcılığın ve tutkuların insan hayatını nasıl etkilediğini anlatıyordu. Cenker ve Gözde, iki çocuklarıdır. Cenker gitar çalıyor; bir müzik atölyesi var ve dersler veriyor. Kızı Gözde'nin sesi çok güzel; enfes şarkılar söylüyor.
İbrahim ve Dilşat — Evin İki Direği
İbrahim Şakar, şu anda konuk olacağımız Milos'u hayata geçiren genç kuşaktan üç kardeşin — Halil, Sıdıka ve Fatma'nın (ben Fatoş demeyi tercih ederim) — babasıdır. To Brobro mas, İbrahimciğimiz… Ailenin zanaatkârı; marangoz ve mobilya ustasıdır. Ailenin tek oğlu olarak el bebek gül bebek büyütülmüştür.
Eşi Dilşat Şakar, adanın ünlü ilk kuşak Giritli ailesi Kesebirlerin Fatma Hanım ile Merohuso Ali Bey'in kızıdır; zarif, fedakâr ve vefakârdır. O da has bir Giritlidir — to Dilşo mas, Dilşatımız. Dilşat bu eve gelin gelmiş, çocuklarını bu evde doğurmuş ve bu evde büyütmüştür. Bir ziyaretine gittiğinizde sizi ikramlara boğar, “Allah aşkına, Allah aşkına!” diye ısrar eder; kahvenizi ya da çayınızı içirmeden göndermezdi. Misafirperver mi misafirperver…
Karanfil Sokak'taki Ev
O yüzdendir ki Milos Cunda'nın hikâyesi, büyüleyici yaşanmışlıklarla doludur. Karanfil Sokak'taki bu tarihî evin inşasına 1800'lerin sonunda başlanmış, ev 1907'de tamamlanmıştır. Eski kentin sit alanı içinde olduğu için aslına uygun biçimde restore edilmiş ve sizlerin kullanımına sunulmuştur. Tarihi koklayabileceğiniz, bir sıcaklığı hissedebileceğiniz bir konuk evine dönüştürülmüştür.
Otelimizi, Şakar ailesinin üçüncü kuşağından üç kardeş — Halil, Sıdıka ve Fatoş — çalıştıracaktır. Burada dikkat çekmek istediğim bir konu da şudur: müzik, ailenin genlerinde vardır. Sıdıka Şakar Onay işletme eğitimi almıştır; kuğu gibi dans ediyor. Eşi Volkan Onay ut, gitar ve buzuki çalıyor. Çocukları Atakan ve Ömer'dir; Atakan gitar çalıyor. Halil Şakar, Ziraat Fakültesi mezunudur; Halil ve eşi Tülin'in İbrahim Ege ve İrem adlı iki çocuğu vardır.
Şakar ailesinde İbrahim, Sıdıka ve Fatoş gibi isimler tekrarlanır; gelenek sürer ve anneanne, babaanne, dede isimleri torunlara verilir. Fatma Şakar, benim Fatoş'um, yıllar sonra karşıma sirtaki hocam olarak çıkar. Şaşırmam; kendisi kimya mühendisidir. Sıdıka ablanın dans yeteneğini almış bir torundur ve bağlama da çalıyor. Ayvalık'ta Dans Ayvali ve Mübadele Korosu'nda şarkı söyleyip dans ediyor; müthiş performanslara imza atıyor.
Eğitime, okumaya, müziğe, dansa ve şarkılara önem veren bir ailenin torunlarının bize sunacağı bu büyülü atmosferde güzel günler geçireceğimize inanıyorum.
“Ksaderfi”: Bir Sözcük, Bir Ömür
Bu sözcük bana hep Şakar ailesini anımsatmıştır. “Kuzen” anlamında, Giritlilerde kardeşten bile önemli bir sözcüktür.
Anneannemin Karanfil Çıkmazı'ndaki — şu anda içimi acıtan bir yıkıntı olan — evinin enginarlarla bezeli arka bahçesinden, küçük bir patikayla pezulaya ulaşırdık. Halil ağabey “Ksaderfi!” diye bağırdığında anlardık: Halil ağabey ile anneannem kardeş çocuklarıydı. Gelsin Limnes'lerden kavunlar, karpuzlar… Ve vazgeçilmeyen yaşam biçimi olan maniler — i madinades. İbrahim Şakar'dan bir mani iliştirmeden olmaz:
İrthane tu mayi ta roda çe feran ton ayera
na droserepsun ta dendra pu tane maramenaMayıs'ın gülleri geldi, rüzgârı getirdi; ağaçların solmuş dallarını serinletti.
İşte Şakar ailesinin ve benim çocukluğumu da mühürleyen Milos Cunda'nın böyle bir hikâyesi var. Her evin bir hikâyesi vardır. Bu dönüşümde güzel anılar biriktirmeniz dileğiyle…
Her evin bir hikâyesi vardır.
Hoş geldiniz… Kalosorisete…